


Çizgi Roman ile ilgili açıklama, yol yordam!
2008 Şubatında başlayan ve cildinin çıkmasıyla kapak çizimlerine kanarak ve Emre nin tavsiyesi ile aldım ki güzel çizilmiş boş bir hikaye ile karşılaşacağımı bekliyordum. Ama o da ne;
Karanlık bir atmosfer, günümüzden çok uzak olmayan bir sci-fi hikayesi. Ölüm ve işkencenin her türlüsünün hedefe ulaşmak için mubah olduğu, adamı saf kan ve taze ete doyuran bir takım.
"X-Force gelecek kellen gidecek" sloganıyla yola çıkılmış fakat bu yolda vahşetle bu kadar haşır neşir olan ekip üyelerinin psikolojik değişimi ve bu değişimin sancılarına da değinilmiş. Hatta hedef olarak ilerlenen ve yokedilmesi beklenen "evil" karakterlerin ağzından dinlediğimiz bölümler insan doğasının normal olarak düşünce yapısınınn aslında hep sınırlarda dolandığını ve ne kadar kolay sapkınlığa yönelebileceğini bizlere yandan yandan bize fısıldıyor..
"Messiah Complex" te de bizi benzer bir "disutopik" atmosferin içine sokan yazarlar Craig Kyle ve Christopher Yost un yazdığı bu "gore" hikayenin başında Clayton Crain muazzam çizimleriyle bizlere eşlik ediyor.Crain zaten anlayabileceğimiz üzere binimum "Curse of the Spawn" da olmak üzere Top Cow ve Image serilerinin kapaklarına ve sabırsızlıkla beklediğim "Shadowland" serisinde Ghost Rider a el atmış abimiz.
Her şey tadında kararında, çok karanlık sahneler de olsa ayrıntıdan kaçılmamış.
Graphic Art olarak başarılı bir arkadaşımız Clayton, deseni sağlam olmasa zaten itin gtüne sokardım kendisini ama ağır renk kullanmasına rağmen anatomi sıkıntısı çekmemiş hata yapmadığı için "Aman renk basarım, bu hatayı kaparım!" kaypaklığına gerek duymayan takdir ettiğim bir şahsiyet kendisi.
Hikayeye değinmek gerekirse, yukarda da bahsettiğim gibi yaratılan ortam değişik karakterlerin bakış açılarıyla tasvir ediliyor, kim olursa olsun yeni ve tazelenmiş bir bakış açısıyla hepsinin içinde bulundukları vahşete ve bu vahşeti seçme nedenlerine de göz atmış oluyoruz. Bu ölüm ve kan banyosunun her bünyede izler bırakması alıştığımız;"bugün de 100 adam öldürdüm, hahaha..." kafasındaki karakterler yerine, yüzleştikleri bu eylemlerin karakterlerine yansıyışları, karakterlerinde bıraktığı izleri ve her karakterin maruz kaldığı bu durumla başa çıkma ve bu eylemleri kendilerine doğrulama yöntemlerinide anlıyoruz.
Charlie Huston un yazdığı ve Jefte Palo nun resimlediği "Ain't No Dog" kodaman psikopat Wolverine in tek kişilik şovuna çağırıyor hayranlarını. Bu adam işi biliyor, sevmediğim bir tabir olsa da "kanlı bir sarkazm" şöleni sunuyor. Çizim ve hikaye anlatımı Frank Miller ı anımsatsa da, güzel bir tad bırakıyor. Hikayedeki bu tarz değişikliğini hiç hissettirmeden ara sıcak olarak sunulsa da ne akışı bozuyor nede "at skinde kelebek" izlenimi yaratıyor... Aksine Charlie Huston ı bakalak olacağım bir yazar ve Jefte Palo yu takip edeceğim çizerler arasına sokuyor. "Rezervuar Köpekleri" ndeki Mr.Blonde un işkence sahnesindeki muhabbetvari, kurbanıyla oynayan predatör hikayesi metinlerin güzelliğiyle taçlanmış. Ahanda altta caps;
Sonuc olarak farklı bir X-Men hikayesi ile güzel bir zaman geçiriyoruz. Baymıyor, takip edilesi, sex ve işkence sahneleri biraz daha arttırılabilirdi belki ama söylediğim gibi "Ain't No Dog" zaten safi kana başlı başına doyuruyor.
Tavsiye edilir, özellikle çıtayı bir seviye yükseltmek istiyorsanız X-Force sizin için biçilmiş kaftan, tabii bir de şu küfürleri sansürlemeseler pek bi sevinecem. Adam biçilen bi öyküde küfre takılmaları garip ama neyse o da nazar boncuuu olsun:)
J. Michael Straczynski ve Esad Ribic ten Norrin Radd ın hüzünlü hikayesi.
Her kesin bildiği ama çok fazla tanımadığı karizmatik ama her zaman hüzünlü bakışlarıyla tanıdığımız bir karakter Silver Surfer. Silver Surfer ın son yolcuğunun anlatıldığı hikaye, Fantactic 4 ile sıradan bir günde başlıyor. Silver Surfer deyince akıllara gelen ilk Marvel ismi, Silver Surfer ın bir F4 hikayesinde ortaya cıkması sebebiyle tabii ki Reed Richards ve ailesi olacak. F4 #48 de Galactus ile hayatımıza giren bu karakterin aniden Reed in penceresi önünde belirmesiyle başlıyor. Herkes yani Ben Grimm, Sue ve Johnny den bahsediyorum, “Ulen yine mi bu Galactus ibnesi gezegeni yok etmeye geliyor?” sorusuyla hafif kıllansalar da, sonucun cok daha hüzünlü olduğu ortaya çıkıyor. Galactus a hizmet etmeyi bırakması ile sonuclanan dünya macerası ile Silver Surfer ın içindeki Norrin Radd in uyanması ve bu durumun nöronlarına kadar işlemiş zırhının çalışma mekanizmasını darmadağın etmesiyle Silver Surfer ın sinirlerinden başlayan acılı bir ölüme yaklaşmakta olduğunu anlıyoruz. Kozmik dalgalara, galaktik fırtınalara bile dayanıklı olan bu zırhı delmesinin imkansızlığı Reed in elini kolunu bağlarken günlerce çabalamasına rağmen kendi gezegeninin ölüm habercisine kendi ölüm haberini vermek Reed Richards a düşüyor.
SS in tüm bunları algılayışını ölüm, yaşam, aşk kavramlarına bakışını dünyevi konuları adeta özet geçen galaktik bilgeliğini Strachvski nin şiirsel anlatımıyla dinliyoruz.
Özellikle Örümcek Adamla geçen diyaloglar esprili başlasa da tokat gibi suratımıza çarpıyor, ve insanın insanın kurdu olması gerçeği “alayımız süper kahraman olsak iflah olmaz bu ipneler” olarak özetleniyor. Dünya insanlarının açgözlülüğü ve anlam verilemeyen iflah olmaz doğası ayaküstü masaya yatırılıyor.
Dünyayı terk-i diyar eyledikten SS in sonraki rotası Galactus tarafından azad edilişinden sonra uğradığı ve yardımcı olduğu gezegenleri son kez ziyaret etmek ve en son hedefi olan anavatanı Zeen-La da Hakk ın rahmetine kavuşmak. Ama bu yolda oynadığı “Tanrı nın Oğlu” oyununun sonuçlarına ve gerçekleşen mucizelere tanık oluyoruz. Adeta “Yaradılış” ile ilgili dini bir hikaye okuyoruz.
Loki ile tanıştığım, günümüz çizgi roman aleminde çizimleri Alex Ross gibi bir duayenle karşılaştırılan Esad Ribic umarım yapımcılara “Loki” deki atmosfer ile referans olmuştur da gelmesi beklenen Thor filminin concept art çalışmaları için Esad dan yardım almışlardır. Yoksa en büyük orkum Kıvanç Tatlıtuğ benzeri, bir herifle sıradan bir Thor macerası izlemek. Gerçi Fantastic Four un ikinci filminde Esad Ribic in Silver Surfer yorumu baz alınsa da sonucun beterler beteri olmasını engelleyemedi ama, umarız Thor bizi utandırır.
Ahanda aşağıda bir karşılaştırma ilk çizim Alex Ross a ait diğeri ise Esad cığımızın.
Popilik adına bir dip not; Silver Surfer ın en önemli özelliklerinden biri de Çizgi Roman ın tanrısı Giraud Moebius un çocukken en sevdiği karakter olması ve seve seve Amerikan Çizgi Romanı nın şekillendiren isim “Stan Lee ile çıkardıkları “Parable” mini serisi.
Bu yayınlar çıkar çıkmaz tv reklamı, basılı ilanları vs. ile yoğun bir şekilde tanıtıldı ve pek çok köşe yazarı bu yayınlara kendi çaplarında methiyeler düzmeye başladı. Bu yazıları görür görmez ya "Ulan bu herifler ya bu yayınların PR ını yapmak için yayın grubuna peşkeş çekiyorlar! " yada "Önlerine yeni bişi geldi bu cahillerde bilmeden etmeden atıp tutuyorlar." diye düşünmeme neden oldu.
Yayınlanan eserlerin çoğu dünya klasikleri. Bu çizim ve hikaye açısından vasat çizgi roman örneklerini her yerde içi boş cümlelerle "çizgi roman" ın ne olduğunu bilmeden hatta bilmesine gerek yok adam gibi gerçek bir çizgi romanın tadına varmadan "ne güzel çocuklarımız dünya klasiklerini okumaya başladı lay lay lom:)" kafasında cümlelerle pohpohlayıp durdular. Akla ilk gelen ve yumrukların sıkılmasına sebep olan klasik soru;"Bu dallamalar, hadi diğer bütün yayınları geçtim, Watchmen gibi Sandman gibi grafik hikaye anlatımının dönüm noktaları basıldığında neredeydi, neden adam gibi bişi yazmadılar laaan!" oldu.
Her ne kadar bu vıcık vıcık bayağı populerlik sinirlerimi bozup kafamı duvarlara vurmama sebep olsa da penetrasyonu bu kadar düşük olan bu eserlerin kalitesiz bir başlangıçla da olsa yayılmasına, gelecekte bu eserleri adam gibi yorumlayabilecek ve bu yayın evlerini daha bilinçli ve seçici olmaya itecek kuşakların yetişmesine boktan da olsa bir giriş niteliği taşıması ve beni bu konularda umutlandırması "aaaaa Machbet çıkmış, sen seversin aldın mı?" cümlesi ve türevlerini duyduğum insanlara kafa göz dalmamak için kendimi tutmamı sağladı.
Bu abuk subuk yayınların yanında Kafka nın "Dava" sının başarılı bağımsız yorumlarını veya Dracula gibi güzel çizimli eserleri de okuyucu ile paylaştılar. Her ne kadar ben bunun farkında olmadıklarını, ne basarlarsa basılsın karelerin içinde çizimle anlatılan her şeyin iyi-kötü ayrımı olmadan, beyinlerinde "çizgi roman" olarak sınıflandırıldığına inansam da, "Olsun, bu da bir adım boktan moktan ama bir adım." diyerek.
Her şeyimiz bala göte ilerlediği gibi bu olay da sinir bozucu bir başlangıç oldu. Ama Çizgi Roman ın büyüsü ile gerçekten tanışabilmeleri adına bu girişimlerin insanları bir adım daha bu dünyaya çektiğini umuyor ve "Görecez bakalım?!" diyorum.